Bu yalnızlık!

Bu yalnızlık çok ağır. Elime aldığım kalemle dahi hitap edecek kimsen olmadığında çöküyor gönlüne bu kelam. Gitmiyor, bitmiyor. Bir sığınmak sevdası dolduruyor içine, karşı koyamıyorsun. Tamam diyorsun dayan diyorsun yine bir el tutup tartaklayıp seriyor seni kalktığın yere. İşte dönüp sesleniyorsun gönlüne.

-hani akıllnmıştın. Hani böyle olmayacaktı.  Hani üzdürmeyecektin artık kendini. Hani hani hani…

Yüzüm kızarıyor. Artık aynada kendime bakamıyorum. Canım çok acıyor baba. Lanet olsun sana da demek geçiyor içimden. Neden böyle olmak zorunda. Hangi kapı beni göğsüne basıp sevip bırakmıycak. Defolup gittin bu acıyı da götürsyedin. Nefret ediyorum artık bundan.  Birine sığınmak sevdasından nefret ediyorum artık. 

Artık gerçekten yalnızım. Kimsenin yalnızlığına kalabalık da etmek istemiyorum.  Önceden yalnızım dediğim de Allah gelirdi aklıma..o beni yalnız bırakmaz derdim. Artık hissedemiyorum.. O da beni bıraktı. 

Peki ben neye tutunuyorum hala?

Hiç.

Karanlık

Hayalini kurduğum bir göğsün varlığı mümkün sanıyordum kaç zamandır. Elimi kaldırıp yüzüme kapadığımda yaşadığım sancıların iç çıtırtısını duyduğumda anladım mümkünlerin imkansızlığını. Şu karanlık beni yanında tuttuğu kadar içine alsa keşke. İşte o zaman bu kenarda olmak acıtmazdı bu denli canımı.  Sesimin cılız çıkmasına sebebiyet vermezdi sevilmemişliğim, başımın okşanmamışlığı… Sığınmak. Sadece Sığınmak istedim.. kimse kimseyi göğsünde taşımıyor bana. Hu aptal duygudan da bu istekten de nefret ediyorum artık. Lanet olsun şu hale lanet. Kimseyi sevmiyorum kimsenin beni sevmesini istemiyorum. 

Beni özgür bırak artık. Bırak beni yaşayayım.. bırak düşünmeyeyim artık. Beklemeyeyim. 

Çok yorgunum, uyuyup bir daha uyanmamak istiyorum. 

Kayıp Mektup 1

Keşke, 

Ah keşke herşeyi sana anlatabilseydim. Herşeyi sana anlatabilseydim ah keşke.Böyle bir şansım hiç olmadı. Hiç sesine değdiremedim sesimi. Beni duyuyor musun Safa. Beni kimse duymuyor Safa. Seni aldılar benden. Bana ait değilmişsin, öyle diyorlar. Bu yürek kimin o zaman. Yoksa söyledikleri gibi oda mı bana ait değil. Bu duygular bu hisler.

Ah, biliyor musun ben kayboldum.

Sen gelmeyince kocaman bir karanlığın ortasında kalakaldım Safa. Hiç pencere yok burda,  hiç kapı yok üstelik bir de çok derin. Çok görmeye çalıştım çok çabaladım bağırdım,çağırdım, çok kişiye seslendim Safa. Kimse duymadı diyemem duygular sandım, beni çıkarır belki bu karanlıktan diye kim gelirse güvendim. Güvendim. Bu sesliliğin sonu yorgunluk, çöküş oldu. Birilerinin beni sevdiğine inanmak istedim. Ama öyle olmuyormuş, karanlığın ortasına çömeldiğim de anladım. Oraya öylece yığıldığım da anladım. Sustum. 

Çok şey kayboldu çok şeyi kaybettim Safa.  Sesimi, soluğumu,yüreğimi, iyi niyetimi, saflığımı , temizliğimi, hepsini…

Şimdi kim bu ben bilmiyorum. Kimin bu kelimeler tanımıyorum. Bu ses, bu yüz, bu gülünen şeyler bu gülücükler kimin bilmiyorum. 

Neden böyle oldu Safa. Kimse anlatamıyor bana. Allaha da çok sordum biliyor musun. Neden Allahım dedim.. Bu dünyaya neden yenik düşürdün beni tek isteğim Sen’ken. Ama oda sen gibi Safa beni sevmedi. Zaten beni kimse sevmez artık kabullendim bunu. Biliyorum yüreğimi yaslayacağım bir yürek yok. Hiç olmıycak. Biliyorum saçımı her daim okşayacak bir el yok. Hiç olmayacak. Ben günah işledim..Artık ahiretim de yok Safa biliyorum musun.. Bilmiyorsun. Sen hiçbirşey bilmiyorsun. Ben bu dünyaya katlanamıyorum ve sen hiçbir şey bilmiyorsun. Ben karanlıktan çıkamıyorum ve sen ve kimse bilmiyor. Ebedi yok olmak istiyorum Safa. Kimseler beni görmese yok olabilir miyim? 

Konuşmıycak mısın?

Bismillah!

Bir sabah, bir bahar, bir gökyüzü,  bir okyanus esintisi, bir meltem elmacık keniklerinde hissedebildiğin, bir beklenen, bir sabah, bir bahar, bir gökyüzü…
Gönlümü, diz çökmüş vaziyette oturup önüme kondurdum. Yavaş yavaş, belki bir insana benzese sendeleyen biri derdim öyle atıyor. Biraz kokuşmuş, hele bir tarafı var ki kesip atılmalık. Bakarken kalkan mideme eğiliyorum bikaç saniye.  Sonra diğer tarafına ilişiyor gözüm,  kıpkırmızı, kan kırmızısı..belli ki baharları bekleyen taraf burası. Ara bölmede kalan koyu kırmızı, kangren olmuş bir uzvun halini andırıyor rengi. Çatlayacak kocaman bir öfkeyi barındırıyor kalbimin bu tarafı. Kocaman bir öfke ve çaresizliğin küskünlüğü. Biliyorum, derin nefeslerimin merhemi dünya da değil.  Ama kalbim dayanıyor mu. Hayır.  Beni öldürüyor. Bana nden bunu yapıyorsun kalbim.  Tamam şu kokuşmuş tarafını kesip atıcam. Ama sende kangren tarafını gökyüzüne bağışla. Bağışla. Affet.  Ne çok karşı tarafla konuşuyorum değil mi? Sen benim kalbimsin. Sen Ben’sin. Yüreğimsin. Avuç içi sıcaklığım, dinmeyen umudumsun. Geçmişim, unutamadıklarım, hüzünlerim,  gözyaşlarımsın. Ben Sen’im. Şefkatsizliğim, merhamet açlığım, burnumun sızlayan kemiğisin. Affedemediğim günahlarımsın, unutamadığım kandırmalarımsın, saçmalıklarım, deliliklerimsin.  Sen Ben’sin ben Sen’im. Biziz. Unutmayacağım. Bugün kendimi affediyorum.

Dün Gibi

Yine uyandım karanlık bir güne daha..yine Günaydınlar , sabah kahveleri, yaşamına eksiklik kattığına inanan kilolu insanların sabah sporları, İstanbul sahiplerinin kuş konmaz kalabalığı. Yine yaşıyor insanlar. Giderek, bekleyerek ve pek çok umut hayal her ne haltsa. Yaşadıklarını sanıyorlar ve bu beni kızdırıyor. Nasıl yapıyorlar bunu, nasıl yaşamayı nefes almak sanıyorlar…
“Napalım abi en azından ölmedik” diyerek ne güzel yaşadıklarını sanıyorlar. Basit yaşam dedikleri safsata onları önlerine katmış götürüyor. İnsanlıktan çıkıyorlar teker teker. İradenin keyfiyeti zihinlerine uğramıyor dahi..
Yoruluyorum..
Çok Yoruluyorum.
Kimse sesime kulak asmıyor.
Yaşam’a uğramadan geçmek istiyorum gideceğim yere. Tüm umursamazlığına rağmen penceremde duran o adamıda alıp gitmek istiyorum. Sen ordasın biliyorum… Ben olacağım herşey orda.
Susuyorum.

 

Bikaç Damla

Susmak,

Elimde yoksulluğa ait bikaç parça ile pencerenin kenarına oturmuş, apartmanın önünü dolduran, yaprakları arasında bütün hayallerimi biriktiterek gökyüzünü seyredaldığım ağacın sallanan yapraklarını kovalıyorum. Kafamda dolaşan bikaç kelimelik cümle devri daim ettikçe bedenim yorgunluğa karşı koyamıyor ve uzanıyor çekyatın yastıklı kısmına. Gönlümden uzaklaştırmaya çalıştığım acılar bir ses duyup da susma çabasından

-birşey yok. Aslında tek başına susmak olmuyor, birazcık benimle kalıp susar mısın? cümlesi ile telefona uzun uzun bakmalarıma da yenik düşüyorum.

Şu gurur denen şey ne acayip. Kaldırıp atınca kıymetin olmuyor, atmayınca kıymet seni bulmuyor. Bir haftadan biraz fazla oluyor telefon numaramı değiştirmem. Hayatlarında yer edinemediğim yada yokluk sayabileceğim bir varlık edindiğim kişileri çıkarttım hayatımdan. Güya kendimce işte.  İnsana değer vermek!  Almış başını gidiyor sevme sevilme yalanları. Ben kapanıyorum içime. Az kaldı dünyadan gitmemede. Sonra işte susmak diyordum. Pek fazla uğramıyor şu ara pencereme.

Yeni politikam siktiret gitsin olacakmış öyle dedi bi adam.

Bende bilmiyorum.

ÇıkmaZ

nazendee

Karanlık sabaha, umutla uyanmaya uyuyorum her gece…çelimsizliğim çaresizliğime el öptürür gibi salınıyor ayna önlerinde.
Yitirilmişliğim.
Ah bide o var olma,  farkındalığımın farkettirme çabam yok mu? Bazen ben bile tiksiniyorum kendimden. Oysa İsmail nasılsa emindi kendinden. Kocaman inancı ile koşmuştuda yıkılmaz çıkara, celladın vuruşuyla yuvarlanan başını bir an dahi olsa hayal etmemişti. Hem kim bile bile bekler ki mutsuz sonları…yo Hayır ölüm demek istemiyorum. Ben biliyorum siz de bilin Ölüm kötü değil.  Hatta şu yaşayan küflü bedenler ne çok özletir ölümü bilemezsiniz.  Sadece bir dakika düşünmeye bakıyor mevzu. Gerisi en başından ölümü sevmek zaten.

Yine karanlık!
Yine dakikalar!
Yine yıkıntılar!
Yanlızlıklar.
Kulağımda Sezen Aksu.
Mutsuzluk gitme sen benden. Aldırma sen bana..o mutluluk hasretliğimi, çabalarımı unut bu gece olmaz mı? Hatta bundan sonra hep unut. Bir sen varsın yanımda ya. İyiyim ben. Seninle var olmaya var mısın?  Canımı al hadi gidelim buralardan…
Gidelim.

View original post

Ağlıyor çocukluğum..

Pek çok zamana ait olmak isterdim halbuki. Dünya sadece yitirilmişleri barındırıyor ve bir de daha nefes almadan yitmişleri..

Birkaç saniyeliğine gittiğim çoukluğumdan buruk hüzünlerle dönüyorum titreyerek ısıttığım avuç içlerime. Yüreğimde hissettiğim acının baskısı yutkunmamla birlikte artıyor. ne çok acı barındırmış meğer hayat benden habersiz. ben ne çok geride kalmışım mutluluğun. koşarken kanayan dizlerimden bihaber nasıl da gökyüzüne inancımı kaybetmemişim. şaşkınlığıma diyecek sözcük inmiyor zihnime. Karanlıkları avuçlaya avuçlaya ne çok koşmuşum..koşuyorum.

Artık durmalıyım.

Beni terk etmiş ve  terk edecek her mutluluğu ben bırakmalıyım öylemi. Kafamda gruplara ayırdığım birkaç ses böyle söylüyor. Ah şu beklentilerim olmasa. Mesela ben beklemesem ama onlar olsa.Bazen istemekten  bile yoruluyorum. Umudumu da aldı gittiler benden hemde yanımda hala kalırlarken. Onlar gitmedi ama umudumu aldılar zorla elimden.acı gitmedi mesela.hüzün gitmedi.korku gitmedi.

Göğsümü debeleyen her şey hala yanımda ve çocukluğumun umudunu aldılar benden. Bunu yazarken dahi aklımda beliren soru yıkıyor tüm yokuşu. Çocukluğun mu?

Evet çocuk dahi olamadım. Sarıldığımda kalbini hissedeceğim kimse’lerim olmadı benim hiç. Eliyle saçımı okşarken aklımın yüzümdeki gülümseyişim de olduğu an’ım olmadı. Bana babam bisiklet almadı mesela. Ben hiç öğrenmedim bisiklet sürmeyi. Benim hiç babam olmadı . Hiç şefkatli elleri hissetmedim. ne yüzümde ne yüreğimde.

İnsanın  20’li yaşlarına geldiğinde bisiklet sürmeyi bilmemesi çok üzüyor. hele bunu dile getirmesi..kelimeler debeleniyor yapma sus diye ama gözler yere bakınca  geçiyor gibi sanki.

Bitmiyor,

ben her gün çocuk olmak istiyorum.

Üç nokta

…belkide üç nokta ile başlamalıydı herşey.  O kadar his barındıran içinde.  O kadar yoğun olmalıydı. Lâkin olmuyor işte…ne zamana ne herhangi bir nefse etki edebiliyorsun. Bir kendine..Sadece kendine.
Göz bebeklerim beni beklemiyor artık çoğu zaman alıp başını gidiyor üç noktalara..
Sonra farkediyorum kendimden gayrı herşeyin var olduğunu.
Yutkunuyorum…
Geçiyor galiba.

Yine Karanlık!

Herşey!
Belki tepeden tırnağa
Belki baştan uca
Ama herşey karanlık. Yıkıntılarım sabaha çıkmayı düşlerken, belki son kalan filizi yeşil tutmaya çabalarken…bırakmıyor peşimi zifir. Kaldıracak omuz var mı diye sormadan her gelen yüklüyor koca koca acıları sırtıma. Eğilmişim yere kadar. Hadi kalk toparlan derken elini kaldıracak mecalin var mı diye sormuyor kimse…
Alaycı edayla gülen çehreme çevriliyor zihnim.
Sahi kim ne soruyor ki bana.
Hiç. Continue reading “Yine Karanlık!”